20090725

Kurtlanıyor...

Kuku ile büzük arasında kalan o minik ve yağlı aralık için eksper sayılabilirdim artık. Sanırım bu niteliğimin saçma gereksizliğinden çok bu niteliği nasıl kazanmış olabileceğim daha ilgi çekici olacaktır. Kuku ile büzük arasında kalan o minik ve yağlı aralık hakkında edindiğin muhteşem yararlı izlenimleri kallavi bir çuvaldız ve narin bir sırt derisi sayesinde edindiğimi söylemem işlerin vahametini bambaşka noktalara taşıyacaktır eminim. Lakin söz konusu bölge için ilk bahsetmem gereken pek dikiş tutmadığı olacaktır.


Yeni ve hayatımı adayabileceğim bir misyonum var artık. Bir çeşit süper kahraman bile sayılabilirim. Her şeyin içine sıçan insanları bulup, sadece kendi içlerine sıçmalarını sağlamaktan sorumluyum bundan böyle…


Teknik detayları basit-elbette kuku ile büzük arasında şu meşhur bölge hariç-. Her şeyin içine sıçan kişileri teker teker bulup, omuzdan ve yanlarından yüzülmüş bütün sırt derisini bele kadar indiriyorum. Lakin bel derisine hiç zarar vermiyorum. Bu bir tür katlama çizgisi. Daha sonra bel hariç tamamen yüzdüğüm deriyi, hariç tuttuğum belden katlayıp bu her yere sıçan insanları bezliyorum. Cinsel uzuvları dışarıda kalacak biçimde elbette. Bir çuvaldız ve sağlam iplerle kıçından dışarı hava bile çıkmayacak ve girmeyecek biçimde dikiyorum. Esasen cinsel münasebet yerinin de bu mahpusluğun içinde bir yeri olmalı lakin kişinin kendi bokunun yine kendi yumurtalıklarını döllemeye çalışması komik olabilirdi. Ve işimde ciddiyetsizliği hiç sevmem.


İyi bir dikiş ustası değilim lakin bize gereken estetikten ziyada sızdırmazlık olduğu için karman çorman dikiyorum sırt derilerini göte. Elbette en dikkat ettiğim yer kuku ile büzük arası.


Ve tüm bu emeğin sonucunu görmek için haftalarca incir, ayran, çikolata, fasulye ve olgunlaşmamış meyveler yediriyorum eserime. Patlamıyor göte gerilen sırt derisi, seviniyorum. Kurtlanıyor…

20090723

Martı etinden döner yapıyolarmış, gidip yiyek..

20090718

Ekotopya

Mutfağa üçüncü bir musluk koymuşlar, bira akıyor.

Ekotopya'da işler böyle yürüyor..

An be an..

Viski ve lahmacun ikilisi gibi..Farklılık zoraki (belki de gayriihtiyari) bir bütünlük oluşturmuş. Kaynamış birbirine. Orhan Baba'nın bir kolundan içi bok kokan aristokratlar bir kolundan göçer ama kaynaşamaz sınıflar tutmuş..Çekiştiriveriyorlar adamceyizi..Bırakın yahu..Müzik psikolojisi demiş doktora tezi yazan bir hatun..yıl 1991..

Herşey güzel giderken bir parmak şıklatmasına bakar tepetaklak olmak..Yine metan gazıyla dolar içindeki sera..

20090717

sıfır

dımtıslak bir vaziyetin
hoptirininaynay hallerindeki
ucube bakışları

lanet olsun sana corç
bencil bir pisliksin.

midemin içindeki yaramazlık yapan bakteriler size sesleniyorum burdan
rahat durun ciğerinizi deşerim!

20090714

...

Bokunun kıçı kırık götlü süt lalesi...Siverekli Afyon bal döken Piçi...Körkütük aşık dallama operasyon müdürü...Sıçtığımın foseptik zihinli pasta yapıcıları..Otomotiv Sözlüğü okuyucular...Kral arkadaşlar.. Dibidüşük yalancı tek hücreliler..

bu duvardan atlayınız


Bir Kadının Her Şeyi Çantasıdır

üç varmış beş yokmuş... olmayan mazide,geleceğin dibinde üç sukunet sahibi kardeş bir çantanın içinde yaşarlarmış; kanı,sanı,tanı...kanıyla sanı anneden bir sanıyla tanı babadan bir kanıyla tanıda alakasız başlığı altında akraba-ı taallukattanmış.
yirmibeş gergedan yılıdır bir çantanın içinde yaşayan bu üç kardeş bir gün çantanın dışını keşfetme arzusuyla dolarlar.bu arzuyla dolmalarının sebebide çantanın fermuarının paslanması sonucu, döküntü durumuyla hava almaya başlaması ve de bu alınan hava dolayısıyla içeri sızan henüz bilmedikleri ama ilerde bilecekleri tadacakları adana kebap kokusuymuş. bu acaip kokunun onlarda ne hissiyat uyandırdığının adını henüz bulamamış olan bu üç kardeş keşfetme dürtüsüyle artık çantanın dışına çıkmaları gerekliliğini farkedip zıplama refleksini o an bu gereklilikle beraber keşfederler.zıp zıp zıplayan bu üç kardeşin çanta dışına çıkmak için zıplamalarının bir sonuç vermeyeceğini anlamaları onaların beş at yılına mal olmuştu.

ama hayvanat zamanlamasının sınırsızlığı + gökbiliminin enginliği + kanı,sanı ve tanının yıldız haritalarıyla birleşince = maya takviminde 2018 e eşdeğer bir tarih ortaya çıkıyordu.ve bu tarihte çanta sonrası hayat başlicaktı.ama ortada bir sorun vardı ki o da maya takviminin 2014 te biteceği rivayetiydi.bu muammanın üç akrdeşi bunalıma sokması takriben 67 eşşek yılını bulur.ve 67 eşşek yılı sonrasında kanı sanı ve tanı kendilerinin paslanmış çanta fermuarının tek dökülmemiş yerine çantanın kenarındna söktükleri ipleri asıp boyunlarına uygun birer ilmek yapıp kendilerini ayaklarından asarlar.

not:
58. kez dünyaya gelişlerinde üç kardeş ilk adana kebaplarının tadına bakacaklardır.

Kâbem; Hangar 18

Rahat bir adamım ben. Dişi balinaların kızlık zarı var mıdır acaba diye saatlerce kafa patlatacak kadar ferah içim. Zira biliyorum umursamaya değmez hiçbir şey. Dünya dedikleri sosyoloji yahut biyoloji öğrencisi bir uzaylının bitirme tezi ne de olsa. Umarım akademik kariyerin için en parlak uygulaman oluruz Tanrım ve çok rica ediyorum hayatıma biraz renk gelsin diye Deccal’i yap beni bu dünyanın.

Sınırsız






20090713

Mantar Kulağı

Yaklaşık 14 hz. civarından gövdeli ve yavaş yükselip 20 db’de patlayan bir frekansın sarstığı beynimle beraber içinde olduğum sanal evren de altüst olmuştu. Bu evrenin sakinleri olan kıçından birbirine yapışık sevgililer birbirlerini beceremediklerinden, yazıldıkları diğer kıçından birbirine yapışık sevgililere, yaşamak için sevişmeleri gerektiğinden muhtaçtı. Evet! Akıl almaz ama kuyruksokumlarından, cinsel uzantıları yahut çukurları birbirine temas edemeyecek biçimde birbirine yapışık olan bu sevgili canlıları, solunumunu da birbirlerine asla çekemeyecekleri silahlarından yapıyorlardı. Şu talihin işine bakın ki sevgiden göt göte gelmiş yaratıklar, yaşamak için başka uzantı yahut çukurlara ihtiyaç duyuyordu. Şu vaziyette iki adet götünden birbirine yapışık sevgilinin hayat için birbirlerini düzüşlerini izliyor olmamı, okuyucu röntgenciliğe bağlamak yerine hayretle irkilmeliydi. İzlediğim bir Macar pornosunda buna benzer bir zincir görmeme rağmen kıskançlık ve yaşamak için birbirine kenetlenen bu toplu seks manzarasından yoğun bir duygu karmaşası da yükseliyordu. Testis yahut yumurtalıklara kaymış akciğeri ferahlatmak, beyinleri oksijene boğmak için bacak aralarından birbirini çeken çift bir yandan nefes almak mucizesini gerçekleştirdiği için inliyor bir yandan da eşini bir iki santim mesafeyle başkasına kaptırmanın hüznünü böğürdeyerek yaşıyordu. Kamasutra şu vaziyet karşısında öyle çaresizdi ki…

Frekansla sarsılışıma geri dönersek, o anda sadece ben değil gökyüzünde birbirine kayan götünden yapışık çiftler de sarsılmıştı. Ve karanlık dört bir yandan bana akarken onlar karalanmayı bir hediye olarak görerek, kıskançlıktan, hasetten, eşini paylaşmanın delirticiliğinden kurtulmak için sevinçle haykırdı ölüme. Ya da gördüğüm buydu, belki de orgazm oluyorlardı…

Her şey karanlığa gömüldüğü an kulaklarımda gözkapaklarımın açılış sesi pırtladı. Ardından motor, korna, insan sesleri, sinek vızıltıları, güneşin kavurduğu asfaltın çözülme ve ayak bileklerimle sıkıştırdığım yumuşak maddeden gelen bakteri gürlemeleri… Önümde saçtan fazlasıyla yoksun bir kellede biten minik tüylerin uzama sesiyle sevinçten çılgına dönecekken otobüs aniden hızlandı ve kafamı koltuğa sertçe çarptım. Bu uyanış kesinlikle şok ediciydi. Bu otobüse nasıl ve nerden bindiğimi hatırlamadığımdan çok, üzerimde babamın tatilden getirdiği abuk sabuk bir gömleğin oluşu aklımı başımdan almıştı. Soyunmak istedim ancak kıllı omuz ve sırtımı sergilemekle-müthiş tatil gömleğini taşımak yarışında omuzlarımı kapalı tutmam galip gelmişti.

Bir şeylere açıklık getirmek için toparlandığım an önümdeki kellenin sahip olduğu ağız ve burundan hınkırmaya benzer sesler yükseldi. Evet, karşımdaki inek burun deliklerinden birini kapamış ötekine yüklenerek burun kanatlarına takılmış tatak tanesini tazyike çabalıyordu. Ensemden giren ürperti çalışmak için elektriğini bekleyen bir makineye çevirdi beni ve eğildiğim gibi yerde, bacaklarımın arasında duran torbadan, buzdolabı poşetine sıkı sıkı bağlanarak kapatılmış çamurumsu maddeyi alarak adamın kafasında gerçek bir gümbürtü kopararak patlattım.

On kişinin olmadığı otobüsün yeni ilgi merkezi sevimli salak bir çocuk ya da güzel butlu bir hatunun poposu yerine karşımdaki adamın keliydi. İnanmamak hatta yanlış şeyi koklamak istesem de poşetin patlamasıyla ortaya çıkan koku ve yarı cıvık kıvamlı maddeden fışkıran mısır taneleri, hala yerde duran torbada yedi adet poşetlenmiş bok olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Bunu hangi kafayla, neden yaptığımı düşünmek için bir ömrü keyifle harcayabilirdim. Ancak kusa kusa dağılan karıların arasından öyle iki tip belirdi ki benim de kaçmam gerektiğini anladım. Ve nedense yerdeki torbayı da bırakmadım. Keli boka bulanan tataklı adam donmuş kalmıştı. Kapılar kapalı olsa da üzerime gelen şoför ve muavinini atlatabilirdim. Fakat işler filmlerde olduğu gibi yürümüyordu. Kahramanı ben olan şu vaka karşısında, güya kötü adamlar kafasını otobüsün demirlerine falan gömmeliydi. Bunun yerine ben kaçarken yerdeki boka ve galiba bokuma basıp düştüm. Burnum önünde beliren boka bulanmış mısır tanesi hafızamı anında çözmüştü. Evet iki gün önce Cevizlibağ’da bir üstgeçidi, elektroakustik çılgınlıklarım için kaydedip, psychoacoustic besteler yahut işkenceler icat etmek amacıyla bulunduğum sırada yemiştim bu mısırı. İlginçtir ki o zamandan bu yana son hatırladığım şey 16hz ile 18Khz aralığı dışındaki seslerde yakaladığım melodiler için sevinişimdi. Esas dumur anıysa birazdan yaşayacağımdı. Varlığını unuttuğum kulaklığımdan, kulağını dinleme konusunda geliştirmemiş bir insanın algılayamayacağı belli belirsiz sesler, sinyaller geliyordu…